Dünden kalma,yarınsız ümitlerin ayazında üşüyorsun biliyorum.Sen henüz ölmeden bir çok şey öldü içinde…Bir çok şey yeşermeden soldu yaprağında.Sahralar açlığında âb-ı hayat suyuna muhtaçsın.Ve sahra kadar çatlamış dudakların…Yalnızlıklara gebesin,ayrılıklar getiriyorsun dünyaya taze canlı…
Bende pek mutlu sayılmam.Ayrılıkların hasat edildiği dünya da topladığın hüzün meyvelerini katık ettim aşıma.Serin-sıcak ızdıraplar içtim gece yarılarında.Rüyalarımda vedaları gördüm,uyandığımda gerçekleşen sahih rüyaları…Her çirkefi gördü gözlerim,hazmedemediğim bir çok çirkefi…Ve şeytanla konuştum,korktum şeytanlaşan insanlardan.Sevgiliyi sevmek sevaptı bana,ben günahına gark oldum.Papatya yapraklarına sormadım “seviyor mu?” diye .Sormadım çünkü ben seviyordum ,bu da yeterdi bana.
Ve sen…
Aslında bana benziyorsun.Benden bir parça sanki diğer yüzün…Sende sevdin biliyorum.Senide tarumar etti bir âhu’nun gözleri.Tutuklusun sevda ceza evinde ,cezan müebbet!..Kalan ömrüne zakkum tohumları ekiyorsun.Ve hasat mevsiminde kahrını biçeceksin yalnızlığın.Zindan duvarları senin hüznünden kalın,senin yalnızlığından sağlam olmayacak.Senin ördüğün taş duvarlar yine seni ezecek.
Mihmanısın,
mihmanıyım,
mihmanıyız fani dünyanın…
Kalıplaşan ölüm gerçeğinin kurbanlarıyız.Aslında her köşe başında sende bekliyorsun ölümü,onun seni beklediği gibi.Gölgen kadar yakın,gölgen gibi peşinde ölüm.Ve sen ölümden çok ayrılıklardan korkuyorsun.Korktuğundan belki de,en çok ayrılıkları yaşıyorsun.
Aynada yüzümün diğer yansımasısın aslında sen.Bir çok yanımız ortak,yitirdiğimiz umutlarımız gibi.Kayıpları arıyoruz,yitikleri özlüyoruz…Belki büyük harflerle başlamıyoruz cümlelere,belki kurduğumuz her cümle eksik manalı.Lakin ortak yanımız,katışıksız yarım duygularımız…Hem göz yaşlarımızın rengi de aynı, ikimizde maviyi seviyoruz. Düşlerin rengi mavi,gerçeğin rengi siyah…Düşler kuruyoruz mavi düşler…Gerçekler çıkıyor karşımıza siyahın en koyusu.Sanırım kaderlerimizde aynı senle,hem aynı mevsimde doğmuşuz bir gece yarısı.İkimizde aynı yaştayız farkında mısın? Belki aynı takımı tutmadık ve sevmedik aynı kadını.Lakin biliyorsun yaşadıklarımızda aynı…
Bu gece ortak yanımız ikimizde sarhoşuz,içiyoruz sebebi olan sebepsiz şeylere.İki kadeh ,iki hayat ve ikimiz.Bir şişe şarap,acılara,hüzne ve ayrılıklara katık ettiğimiz…
Şerefinize vefasız sevgililer,
Şerefine hüzün,
Ve şerefsizliğine sevmediğim sevgili hayat…
Bu sana yüreğimden dökülen ikinci duygu yumağı. “Seni” anlatacak “sana” aciz kalemim.Mürekkebimle bolca sevdamı akıtıyorum yüreğine…Selam olsun sonsuzluğundan sonsuzluğuma deryalar genişliğinde…
“Benim dünyam sensin” dediğin de gülmüştüm sana.Sen nefesimsin dediğim inanmamıştım…Yanıldığımı sensiz kaldığımda anladım.Çünkü yıkıldı dünyam yokluğunda …Meğer benim de dünyam senmişsin varlığınla…ilk elini tuttuğumda ve sana ilk dokunduğumda anladım “”Sevmek” kelimesinin gerçekliğini…“Sonsuzluk” dedim “sonsuzluğum” dedim sana varlığının farkına vardığımda.Ve olmadığında “sonum”dun aslında…Bakışlarına ömrümü yükledim,saçlarına astım aşkımı…Ve Sevda nedir diyenlere sevda “O” dedim …Benim için yaşamla-ölüm arasından her şeydin,her şeysin…
Farkındasın,korkuyorum seni kaybetmekten.Ve biliyorsun seninle başladım yaşamak farkındalığına…Ve bil ki sen yoksan bende yokum dünyada.Bana sorma “seviyormusun” diye.Nutku tutulur kelimelerin,karşında tuz buz olur cümleler,hummalı hastalar gibi titrer bedenim.Ezik bir insan olurum,susarım,konuşamam ve diyemem “ Bende seni seviyorum”.Gözlerime sor seni,yüreğimi al avuçlarının arasına ,onlar anlatır bende ki seni.
Şimdi rüyalarımda geziniyorsun beyaz gelinliğinle …Ve sen gelinliğinden daha temiz,daha ak-pak ve daha masum.Bir hayal daha kuruyorum geleceğe dair.Sen “benimsin “ diyorum içime akan sevinç göz yaşlarımla,nefes nefese…Uyanmak istemiyorum bu rüyadan.Uyandırma beni sonsuzluğumTut elimden gidelim birlikte sonsuzluğa…
Binbir çeşit hayatlardan mürekkep aldı kalemim.Kimleri yazdı neler yazdı fakat gönül sayfama senden bir hüzün yazmamalıydı…Bir gün senide yazacaktım,bir sayfalık kadar.Lakin ellerin olduğunu,başkasını sevdiğini değil,benim olduğunu beni sevdiğini yazacaktım.Hem öyle yaprak sarısı saman kağıdına değil,umut dolu,beyaz gönül sayfama…Evet seni yazıyorum şimdi sarı saman kağıdına.Bir özelliği kalmadığı için herkes te okusun istiyorum diğer yazılanlar gibi.
Bir Yaz akşamı başladı gözlerimdeki yanılma.Karasını değil yeşilini gördüm gözlerinin,ilk baharı kıskandıran yeşilini…Kalktım o hoyrat yürüyüşünü bir kadının en saf haline benzettim.Dağ çiçeklerine yazık ettim sana “koklanmamış” derken.Tüm sevda şakılarına ismini koydum sana yazılmadıkları halde.Ve sen bilmezken sevgimi,hiç haketmemişken,geceleri karanfil kokulu hayaller kurdum ikimize dair.Sen bilmiyordun seni ne kadar sevdiğimi.Ve sende sevdiğini söylüyordun güya.Oysa sevmek nedir bilmiyordun.Kurduğum düşlerin sabahında bir suçlunun duyduğu vicdan azabını duyuyordum sevdamı senden saklamadığım için…
Sana haykırmak için toparladığım cesaretimi yıkmayıda öğrendim bana öğrettiğin bir çok şey gibi…Ve şair oldum sayılır sayende.Ama bıraktığın o çilekeş efkarı yazıyorum her şeyden önce.Yüreğimin kalemi daha çok yazar oldu “vefasızlık” kelimesini.Ve ben daha korkak oldum eskiye inat.Daha bir çekimser yüreğim sevdalara…Gecenin bir vakti bir ses bölüyor uykumu “kalk,bir sevdanın katilini anlat” diyor.Uyanıyorum,dalamadığım uykumdan.”Sen” diye başlıyorum “hiç” diye bitiyor cümleler.Hani dedim ya şair oldum sayende,şair ettin beni.En kasvetli cümleler geliyor yüreğime çatkapı…Yazmasam diyorum olmuyor,olmuyor yazmamak.Seni yazmamalı diyorum sen’le bitiyor cümleler.Ama bilki sevgili vefanı yazamıyorum.Yazamam olmayan vefayı…Şair yüreğime hakaret olur.Ve biliyorum ki her hakaret sana iltifat olur…
Sevgili!
Sen artık bir cümlenin son noktası,sen artık alfabemde olmayan harfsin.Bende bitirdim seni ve bu isyanımda bu cümlelerle bitsin…Bende gidiyorum senden al vefasızlığını,vefam olsun sana hediye benden…
Düşünce yükünün ağırlığı bedeni ne kadar ezerse ve ayaklar bedeni taşıyamaz hale geldiğinde zihin doluyken,insanın kendi doğru bildiklerinin yanlış olduğunu görünce düştüğü ruh hali nedir bilir misin?
Okuduğum dostluk hikayeleri,aşk romanları, şiirler yada o hüzünlü parçalar nasıl yazılır diye düşünürdüm.Oysa çıkmazlardayken yüreği insanın ve anlatamazken derdini kimseye,kendi eli bile el gibiyken satırlar dost olurmuş insana.
Beni bu denli yıkan,efkarını sigaramın dumanına yüklediğim,yer yer solduğum ve hatta kuru yaprak misali kuruduğum.Her sabah bir hüzünle uyandıran,dimağımda adı yankılanan,sonsuzluğum derken sonum olan…Kimmiş kimin nesi bu bana ayrılık şarkıları dinleten,efkarlı şiirler söyleten.Bir şeyler yanlışmış yada eksik…Ve yine bir şeyler yalanmış,verilen sözler gibi.Hep benim aynım gibi yada bir diğer yanım gibi tanımaya çalıştığım insanlar yalancıymış,yüreğimdeki her kesiğin failini tanıdığımda anladım.
İşte mutluluk,huzur,işte ve işte aşk dediğim…Her yalnızlığımda açarak kollarımı delice sardığım,aslında kollarımın bir tek beni sarıdığını farkettiğimde başladı yaşam yenilgilerim.
Çocukluk yıllarını süsleyen oyunlarından başka yetişkinlerin oynadığı aşk oyunlarını öğrendim her ne kadar ben oynayamasamda.Kocaman bir yanlılgıymış doğru dediğim şeyler.Ve ben hep buzdağının görünen yüzüne bakmışım,asıl yanılgıda buymuş zaten.Her görünen yüzün altında yüzlerce surat yatıyormuş,oysa insanlar her insana farklı maskeyle yaklaşırmış.Tüm bu yanılgıları uyandığımda kavradım…
Ne büyük bir yanılgıymış(!)
Ve ben ne kadar inanmışım…
Toplumların varlığı dilin varlığıyla yakından ilgilidir.Dil toplumun aynasıdır,benliğidir.Milletlerin ömrü dillerinin kalıcığıyla mümkündür.
Son dönemlerde dilimizin yozlaşması,Türkçemizi seven bizleri,son derece üzmektedir.Malumunuz sanal ortamlarda kullanılan dilin Türkçemizle bir alakası yoktur. Kullanılan sanal yazı dilinin Türkçemizin gramer kurallarına aykırılığı gözle görülecek kadar belirgindir.Bir çok arkadaşımın sanal ortamdaki yazı dillerininden alıntılar yaparak Türkçemiz’e yapılan vefasızlığı gözler önüne sermek istiyorum.
Örneğin: bhen,sewiyorum,çatlaq,bebeqim,shen dhautlu vb. örneklerde de görüldüğü gibi bilinen gramer kurallarıyla kullanılan kelimelerin arasında her hangi bir ilgi yoktur.
Türkçemiz de “-q,-w” türünden harfler yoktur.Bunun yanında Türkçe de önseste iki ünsüz yanyana gelmemektedir(Burada gramer kurallarımızdan bahsetmek istemiyorum,yıllardır öğretilen dil bilgisi kurallarının neler olduğunun hepiniz farkındasınızdır).Bu ve bunun dışında sanal ortamda kullanılan bir çok kelimede yapılan yanlışlıklar, Türkçe konuştuğunu,dilinin Türkçe olduğunu söyleyen aklı başında birinin düşeceği yanlışlar değildir.İlk okul sıralarından başlayarak yaşamının son anına kadar Türkçe ile münasebeti olan bizlerin bu tip kullanımlarda bulunmamız kendi dil ve hüviyetimizle aramızdaki yabancılaşmanın göstergesidir.
Unutulmamalıdır ki Türkçemizi yaşatacak olan da biz gençleriz.Malesef bu yanlışlıklara düşende yine biz gençleriz.Aslında buna yanlış demekten öte,biz gençlerin bu tip yanlış kullanımlarla farklılık yarattığımızı sanmamızın etkisi büyüktür.Farklılık kanımca dilde farklılıkla olan bir şey değildir.Farklılık ilim,fen ve hayattaki kazanımlarımızın bütünüyle olmalıdır.Dilde yapılan “sözde” farklılığında farklılık olduğunu söylemek mümkündür.Ancak bu farklılık yıllarca öğrenilen,kullanılan bir dilin bazı bireylerce komik ve aynı şekilde üzücü bir şekilde kullanılması,toplumun bu yanlışta ısrar edenlere farklı bakmasıyla da söz konusudur.Bu bakımdan bu tip kullanımlarda bulunan bireylerdeki farklı olma isteği bir bakıma cehaletin resmidir.Bilinçli bir bireyin en önemli vazifelerinden biride dilini korumaktır.Bu tip kullanımlarda bulunan kişilerin geneline bakıldığında entellektüellikten nasibini almamış,tamamen entel,benim ve bir çoklarımızın kınadığı uç noktalardaki uçuk tiplerdir.Ve bunun yanında bir amacı olmayan hangi kelimeyi ne maksatla kullandığından haberi olmayan,başka bir tabirle “ot misali” insanlarımızda var.Bu tip yalnış kullanımlarda bulunan bireylerin bir çoğuna bakıldığında 12 -23 yaşları arasında olduğunu görmekteyiz.Üzücü olan kısım ise bu yaş aralığındaki gençlerimize eğitim-öğretim veriliyor olması..Malesef bu gruptaki bireyler,verilen eğitim-öğretim den nasibini almamış kişilerdir.
Bizler,genç nesil,yarının büyükleri olacağız.Ülkenin çeşitli kademelerinde görev alacağız.Her şeyden ötesi yarının anne ve babası olacağız.Anne baba olduğumuzda neslin devamı olan çocuklarımızı yetiştireceğiz.Peki sorarım size şuan bir çok arkadaşımın kullandığı dille yetişen bir gelecek,bir gelecek midir?
Bu açıdan siz arkadaşlarım ve biz geleceğin anne babaları!
Türkçemize gereken önemi verelim.Millet olarak kalmak istiyorsak,dilimizi koruyalım.Farkındayım ve farkındasınız ki bizlere büyük görev düşüyor.Yapılan yanlışlıkları önce kendimizden başlayarak düzeltelim.Bu konuda gereken hassasiyeti gösterelim.Dilimizi eşek arısı sokmasın(!)
Sırtımı verdim yanlızlığıma,seni düşündüm yine…
Laf ü güzaf ¹ oldu söylediğim tüm sözler,kurduğumuz hayaller beyhude²…Bir sonbaharın son gecesi,öldürülen hayallerimizi ve senin hiç gelmemeyecesine gidişini yaşadım,gidişinden aylar sonra ve tekrardan…İnanıp güvendiğim sevdan da vefasız çıktı.Ve bir ihanetin kollarında yatıyorum geceleri,sen gittiğinden beri…
Yürüdüğümüz yollar bizi unutalı çok oldu.Oturduğumuz ,o aşkımıza şahid çınar da öyle…Umutlarımız dökülen yapraklar gibi toprağa karışmış.Geçmişin bir vaktine teslim ettik tüm hatıraları.Sevmek suçunu işlediğim için çekiyorum tüm bu ızdırapları…Güneş yüzü görmemiş hayallerim şimdi daha yanlızlar.Yüreğim gerçekleşmeyen ümitlerin eteğine yapışmış sımsıkı.Geçmişe çakılı kaldım ve gelecek özürlüyüm şimdi.Bugünün bir anlamı yok gelecekse varlığı tartışılır halde.Belki unutmak mümkün her şeyi bir çokları için.Benim gibilerse tekrardan yaşıyor ihaneti..
Kafiye kaygısıyla yazılmış ,bir birinden kopuk,iki anlamsız cümle gibiyiz.Sevgimden daha değersiz senin,bekçiliğini bırakıp anlamını yitirdiğine inandığım gerçek aşkı bulmayı nedenli isterdim…Bir dağbaşı yanlızlığıyım şimdi ihanetinle.Nasırlaşmış yüreğimle aşktan bahsetmem de olmaz biliyorum.Biliyorum artık sevmeyen biri için tekrarı imkansız sevmenin.Şerefsiz tebessümlere bıraktım sevdaları.Ve haysiyetsiz insalara…
Kurumuş sevdamız üzerinde şimdi çöl rüzgarları esiyor.Savrulan,ahiri ihanet olan bir aşktan arta kalan benim.Yüreğimdeki Taç Mahal’in mimarı!Temeli çürük,aslı bozuk ruhsuz sütunlar kaldı senden bana.Ve Taç Mahal’i yalnız kaldı yüreğimin.Boş odalarında at koşturuyor vefasızlık,dört yanı ihanet şimdi.Şimdi yaptığın Taç Mahal satılık.Ve bir müşterisi var oda yanlızlık…
Sen haya yoksunu,fakir duygular sahibi,ben acılar mirascısı…Sen saralı yüreğimin şizofreni sevdası…Ellerini aç semaya ve bir parça dua et,ölmüş bir duygunun ardından yaşanmışlıklar hatrına.Ve biliyor musun tek duam sensin bedduam da öyle.
1)Laf ü Güzaf:Saçma sapan söz
2)Beyhude:anlamsız,boş
Güne nasıl başlasam,bu yazıyı nasıl bitirecek olsam biliyorum ki neticesinde yaşadığım,yazdığım yine sen olacaksın.Senli cümleler oluşturacak bu yazıyı,tuttuğum orucu seninle açacağım.Senin yokluğunda gözlerime kaydettiğin “seni sevmek” adlı filmin fragmanını izleyeceğim,henüz “sen” sinemasında gösterime girmemişken.Sen diye başlayan yine sen diye bitiyorsa yüreğimde,bil ki hala ben sende kalmışım,yokluğunda yaşıyorum seni..
”İnsana,kendinden bahsettiğinde nasıl başı dönüyorsa,” bana senden bahsedildiğinde dönüyor başım.Nasıl bir çelişki bilemezsin sen ben olamamışken,ben sen olmuşum meğer.Hayallerime girdiğin bir yaz akşamında cır cır böceklerinin ses cümbüşü eşliğinde kurmuştum senli ve benli bir geleceği.Ve yine bir son bahar mevsiminde solmuştu sana açılan tüm aşk yapraklarım.Kuruttuğun sevda yapraklarını senin vefasızlığın sürükledi başka bir kente.Ve ben,sürüklediğin,bir kentin bilinmeyen sokağında seni bekliyorum senden habersiz.
Oysa gerçekleşmeye yakın ilk hayalimdin,kapısı açık yüreğinime bir meltem edasıyla girdin.Girdiğin gün anahtarı sende kalan,şimdilerde kilitli bir odanın içerisinde,dağıttığın hisslerimi topluyorum.
Uğruna “beni” oluşturan benliğime dair her bir şeyden vazgeçmiştim.Vazgeçmiştim çünkü sen varken önemi yoktu beni ben yapan değerlerin.Çünkü ben sendim.
”Sen” olduğum gün ben zaten ölmüştüm.Senden önce suskun,senle beraber coşkun,senden sonra kekeme bir dile sahibim.Susuyorum işte,korkuyorum konuşmaktan.Çünkü ne zaman konuşsam seni anlatıyorum,ne yazsam seni yazıyorum.Unutmadım seni,hem biliyorum unutamamda…
Ne zaman seni unutacağım desem kendimi kaybediyorum.Seni unutmak ne mümkün(!)Seni değil unutmak,unuttuğumu düşündüğüm gün ölüyorum…İşte sevgili “seni sevmek “adlı filmin fragmanını izliyorum “ben” sinemasında.Gözlerim doluyor,ağlayamıyorum.Bu film senin kurgularından ibaretmiş,bense gerçek hayattan alınmıştır sanıyordum. ”Ben” sinemasında gösterime giren ve tek seyircisi “ben” olan,senin yazdığın ve yine senin oynadığın,benimse bizzat yaşadığım bir filmin ardından ne kadar haykıracak söz varsa,yüreğime gömüyorum.Tıpkı seni gömdüğüm gibi…Ve şimdilerde susuyorum.Seni başka kime anlatabilirim yada sen yokken kim dinler beni,kim anlar sen dahi anlamamışken(?)
Gidişini sorgulamıyorum.Ama gelişine sitemim var.Bilesin (!)Böyle bir gidişi haketmedi bu yürek.
Ve bilesin sevmeyecek bir başkası benim gibi…
Bana aşkın resmini çizebilir misin sevgili?
Benim sana anlatmaktan ,seninse anlamaktan aciz olduğun o saf,o bedbin(karamsar) duyguyu çizebilir misin? Yollarında ayak izlerimi taşıyan,benim yürüdüğüm,seninse gözlerinle takip ettiğin ve belki de alaylı alaylı güldüğün,o yürek yangını duyguyu bana tarif edebilir misin?
Sevda için savaşı koymuşken gözüme,tüm silahlarını kuşanmışken sabrın…Aslında savaşılacak bir kalbinin olmadığını anlamak ne acı bilir misin? Sevgili bana resmini çizebilir misin aşkın? Şimdiye kadar bir vesikası olduğunu düşündüğüm,yaka cebimde taşıdığım…Ve seninle karşılaştığımız gün kaybettiğim, sevda kimliğinin aslı olmasa da bir benzerini verebilir misin? Hayatta anlamlı bulduğum,tüm mutluluğumu yoluna koyduğum sevgili!
Bana senin gözünde sevmenin tarifini verebilir misin?
Sevgili…
Verebilir misin?
Sevmenin mutluluk olduğunu,her aşkın yanında mutluluktan çok ızdırabın bulunduğunu bilir misin? Her sevda acıya gebedir aslında sevgili,acıya gebe…Fazlasıyla acı çektiğim halde,seni bırakmamaya yemin etmişken,sen tattın mı benim kadar ızdırabı sevgili? Ve bilir misin sevgili ne kadar seversen o kadar kanar yüreğin,o kadar incinirsin…Senin yüreğinde kanadımı sevgili,sevdin mi sende karşılık beklemeksizin? Bana aşkın bir portresini çizebilir misin sevgili? Ben seni nakış nakış kalbime işlerken sen bir gülüşe ömür verebilir misin sevgili?
Kalıcı mutluluk yoktur sevgili…
Küçükken kurulan hayallerin büyüklüğü,yaşlandıkça küçülür insana.Her yaş yeni bir duygu getirirken yüreğine,bir diğerini hastalıklı kılar yada öldürür.Sen tüm zamana inat,benim seni sevdiğimce sevmemişken beni,hayat serüveninin asıl gayesine sevdiğini koyabilir misin?
Sevmeye başladığımda başladı asıl meyûs(üzgün) oluşum.Seni ne çok sevsem,o denli meyûs bir hayat yaşadım.Beraberinde getirdiğin ızdırapları “senden gelene razı bu gönül” giyerek benimsemişken sevgili; kâbil (mümkün) midir,seveni sevildiğince sevmen?
Sevmek karşılıklıysa aşk,değilse platoniktir.Ben senin gözünde neyim sevgili,bana beni geri verebilir misin,diğer yarımı vermişken sana,bir bütün olamamışken,sen bana sendeki beni verebilir misin? Tut ki saplanmışsın bir bataklığa,boğulmak üzeresin,kurduğun tüm hayallerin de batarken seninle birlikte bataklığa “hayatta tek isteğim sendin” diye bilir misin sevgili..Şimdi ben bahsettiğim o bataklıktayım,kurduğum sana dair tüm hayallerde batıyor benimle birlikte.Ve haykırıyorum sana,hayata,tüm insanlığa…
“Hayatta tek isteğim sendin”
Hayat son ana kadar sürprizlerle dolu…
Tüm renkler solmuşken yada solmaya yüz tutmuşken,siz ya deli ya veli olacağım derken.Bir umut filizlenir.Ve batan her günün mutlaka doğan güneşle beraber getirdiği yeni sabahlar mutlaka vardır.Koyu,zifiri karanlıklar içinde kalmış olabilir tüm hayalleriniz.Aydınlığa hasret günleriniz mutlaka vardır lakin unutmamalı ki her dağın mutlaka bir de zirvesi vardır.Ve her zirvenin yamacında zirveye ulaşanların ter izleri mutlaka vardır.
Sevmek de öyledir işte.
Zorlu bir sınavdır sevmek,amansız göz yaşıdır,umuttur,çoğunlukla ızdırapdır,yakıcıdır….Fakat bizler tüm zorluğuna karşın severiz.Çünkü dünya sevgi üzerine kurulmuştur.Yaşamın temel taşıdır sevmek.Ve diğer yandan sevmek lakin hak etmeyeni sevmek,hak etmeyene haddinden fazla değer vermek…İşte asıl bu acıtır insanı,asıl bu yıkar kurulan tüm ümit,hayal ve sevda binalarını.Hakiki seven için kurulan sevda üzerine tüm binaların yıkılması da sorun değildir.Asıl sorun tekrar sevmenin mümkün olup olmadığıdır.Çünkü her bir şeyin anlamsızlaştığı,sevdaların basitleştiği bir dünyada hakiki bir sevdanın varlığı da tartışılır hale gelir.Ve bir süre sonra aranan aşkın gerçek dünyada sadece hayal olduğu gerçeği çıkar gün yüzüne.Sevgiyi hak etmeyenlerin varlığı,gerçekten sevilmeyi hak edenlerin olup olmadığını sorgulamaya iter insanı.Ve sevdasını doludizgin yaşamayı bilen,hayatında bir defa,sadece bir defa,seven biri için her bir şey köhneleşmeye başlar.Artık hayalde yaşayan fakat gerçekte hiç olmayan birine aşık olur.İstisnalar üzerinde durmaz çünkü hayatı boyunca istisna dediği tüm sevdalar hayal kırıklığı yaşatmıştır ona.Ve her bir sevdaya bir çok kez şans vermiştir.Verdiği her bir şanla beraber gerçekte olabilir düşüncesi taşıdığı masallık aşklarında ömrü kısalmıştır,ölmüştür.
Tüm depremleri yaşatmıştır sevdalar ona,tüm artçı şokları fazlasıyla yaşamıştır.”Artık bu son,gerçek aşkı buldum.” Dediği bir çok zaman olmuştur ve her seferinde yanılmıştır.Hata yapmanın doğal olduğunu bildiği kadar aynı hatayı tekrarlamanın da ahmaklık olduğunu bilmektedir.Ve artık almıştır fazlasıyla dersini,sevmeyi değil sevilmeyi beklemektedir.
Evet dünyanın temelleri sevgiyle atılmıştır lakin sevgi diye bir temelin artık varlığı da tartışılır hale gelmiştir.Umudu umutsuzlukla baltalamak en büyük hatalardan biri olsa gerek.Fakat sevmek adına umudu kalmayan biri içinde umudun varlığı,sadece hayalden ibaret olsa gerek.Gerçek sevdaların özlemini eskilerden kalma aşk masallarıyla hafifletmekten başka çarenin kalmadığı bir zamanda yeni sevda masalları üretmek gerçekten zor yalnız sevilen hak etmese de sevmek sevilen için bir utanç değil bilakis bir övünç kaynağı olmalıdır.Her bir şeyin sunileştiği devrimizde natürel bir aşık olmanız temennisiyle….
Sevmenin adı konulduğundan beri yada aramızdaki hissiyata sevda dediğimizden beri,büyük harflerle kurduğum ismine dair cümleler yokluğunla yalnız ve anlamsız…
Sen şimdi yazdığım bu hikayenin en acımasız kahramanısın.Kurduğum tüm cümleler sana nefretimi kusuyor.Belki bilmiyorsun sana dair bende ne kaldığını yada hakikaten biliyor musun eski sen,şimdi bende ne ifade ediyorsun?Bilmiyorsun fakat söylemeliyim:sana dair her cümle başını büyük harflerle yazdığım yıllardı.Sen o zamanlar özel bir isimdin,eşi benzeri olmayan, tek isim…
Ve neden sonra basitleştin.Cafcaflı geldiğin bir zamanlar gerçekten bir zamanlarda kaldığında anlamını kaybettin.Sonra anlam aradığım her cümle,her kelime,başlamadan sonlandı.Bir hayata girdin,bir masaldın ,şimdi bir hiç…
Zamanın manidar olduğu sıralardı…
Sen bendin,ben sen…
Zamanla kalmadı manasına vurulduğum senden eser.Renklerin bir çok manayı karşıladığı yıllardan bahsediyorum.Her çiçek renginin ikimiz için sembolleştiği yıllardan…Tüm renkler soldu şimdi,kalmadı eski hallerinden eser.Bugünü yaşarken yarınlardan bahsettiğimiz, çok istediğimiz fakat yarınlaştıramadığımız hayallerimizden bahsediyorum.
Duyuyor musun?
Duyuyor musun dudaklarımda,dudak izlerini taşıdığım sevgili?
Yarınlaştıramadığımız,yarım kalan hayaller sana da maziden sesleniyor mu?Ettiğimiz yeminlerden sonra duyduğun her yemin sızlatıyor mu seninde yüreğini,sen de iki aşık gördüğünde,ışıl ışıl bakışlarına hayran kalıyor musun? Ve o an için ürperip de kendine geldiğinde “Uyan kalıcı değil her mutluluk” diyor musun?Sen de merak ediyor musun beni,özlüyor musun sende?Ve bekliyor musun gelmeyeceğimi bilerek geceler boyu? Göğsünün sol yanı sızlıyor mu seninde sık sık?
Ben seni kalbime defnettiğimde haykırmak istedin mi ”seviyorum” diye?Gömüldüğün yerde,yüreğimde…Ve aslında benim yüreğimde senin ellerinde.
Sen bende
Ben sende
İki ölü var,iki katil
Biri sen,biri de seni öldürüp kalbine gömen ben…
Sonsuzluğum!
Sonsuzluk dolu,sonsuz sevdamı yazıyorum bu beyaz kağıda..Sen şimdi hep hayalini kurduğum sonsuzluk mekanında yada göklerde ,bilinmezlerde bir yerde umarım mutlusundur.Bensiz daha mutlu olduğuna inandığımdan kurduğum cümlelerin büyük çoğunluğu sitemkar olacaktır.Özür diliyorum,bu karamsar yaklaşımı sen kattın bana.Genellikle sevdalarda, yaptığından çok yapmadıklarınla yargılanırsın.Bende yapmadıklarımdan ötürü geceleri sadece senin hayalinle yatıyorum.Senin tabirinle hak ettiğim kadarıyla yetinmek zorundayım…Seni görmeler bile yasak bana.Ve ben kurduğum her hayale farklı vesikalar yüklüyorum sensin diye…Evet haklısının sesini duymak yetmeli bana çünkü hak etmiyorum fazlasını(!)
Senin mektubunda noktası bol cümleleri,ben hep “seni özledim” diye doldurdum…Yanlış yaptım biliyorum.Sen beni özlemedin,seni özleyen sadece benim…Hakkında Bildiğim her şey sınırlı,sıradan birini bile senden daha iyi tanıyorum.Tüm sorun senin yıkamadığın,her gün biraz daha kalınlaştırdığın duvarların…Sen duvarlarını inşa ederken,her gün biraz daha devleşen o duvarların altında benim ezildiğimi bilmiyorsun..Senin duvarların eziyor,senin korkuların öldürüyor beni.Lakin sen bunların farkında değilsin.Yılmadan devam ediyorsun kurduğun duvarlara…Çünkü önemli olan ben değilim,önemli olan senin duvarların…
Seninle tatmak isteyip tadamadığım mutluluklar ,göz yaşı döküyor her gözlerimi kapadığımda.Geceleri sen uyuduğunda ben sabaha dek seni izliyorum..sen nefes nefese “seni seviyorum” demedin belki bana.Fakat ben ilk gün aşıkları gibi o heyecanı taşıyorum.
Biliyorum;
Gözlerine bakmak,saçlarını okşamak,kokunu çekmek içime,sımsıkı sarılmak …Bunların her biri imkansız bana.Fakat ben tüm bunların çaresini buldum.
Gözlerin diye güneşi izliyorum batarken,Saçların diye güneşin ışıklarını okşuyorum ve sensin diye yastığımı sarıyorum,sarılıyorum hayaline geceleri.Farkındayım bunların hepsi birer avuntu sana dair.Yeterince avutmasalar da ben yolumu buldum;seni sensizde olsa yaşıyorum…
“Aşkım” kelimesini kullanırken yüz ifadeni görmeyi ne kadar isterdim.Görmediğim bir hayali her gün her an düşlemek ne kadar zor…Üzgünüm sana söylemek isteyip söyleyemediğim o kadar söz var ki;Karşındaki ne kadar değerliyse,kelimeler o kadar kifayetsizleşiyor…Ve ben susuyorum,susmak zorundayım. Gözlerine bakarak sana “seni seviyorum” diyemedim.Oysa bunu gerçekleştirmeyi ne kadar isterdim..Sevip,sevdiğimi anlatamamak kahrediyor beni..sen hayatımın her karesindeyken,ben hayatın hiçbir yerindeyim.Sımsıkı saramamak,gözlerinde kendimi görememek zor…Ne kadar ihtiyacım var sana bilsen…
Benim doğrularımın bir önemi kalmadığı,senin doğrularının yaşandığı bir sevdanın kölesiyim şimdi.Sen kural ve kaideleri belirlerken ben uymak zorunda kalıyorum.Kendime vermediğim değeri sana verirken, senin kattığım mesafeler yüreğimi acıtıyor.Sen koyduğun kuralları uygularken,ben bildiğim doğruları unutuyorum..
Bilmiyorsun geçen her gün bir şeyler götürürken benden,sen benim olmayan zamanı istiyorsun benden. “Zamanı tanrı yaşar,kişi oğlu ölmek için yaratılmıştır.”
Korkuyorum biliyor musun Sonsuzluğum?
Sana hiç kavuşamamak korkusu eritiyor yüreğimi.Ben bu korkuları taşırken,sen koşar adım kaçıyorsun benden.Yoruldum sonsuzluğum,Varlığınla yokluğun arasında gidip gelmekten yoruldum.Her an hiç tutmadığın ellerimi bırakacağın,bir gün vazgeçeceğin korkusunu taşımaktan yoruldum..
Hiçbir zaman olmayacağını bildiğim düşler kuruyorum.Sana dair hayallerimde olmasa ,yaşadığım zamanın hiçbir anlamı olmazdı sanırım yada yaşamak denmezdi herhalde buna..Sonunu bilmediğim,sonundan çok korktuğum bu sevdanın baş rolünde sen varsın.Ben bu filmin sadece figüranıyım sonsuzluğum…Avuçlarının içine bıraktığım delikanlı gururumla tekrar söylüyorum:
“Seni Seviyorum sonsuzluğum,Seni çok seviyorum.”
Bir martı uçuyor başımın üstünde,sevdam uçuyor,umutlarım…Kurduğum tüm hayallerim uçuyor kanatlarında.Sevdiğim her bir şey kaçıyor benden doludizgin.Bir rüzgar esiyor,sen oluyorsun.Katıyorsun beni önüne ,sürüklüyorsun önün sıra.Sen, ben oluyorsun;ben sende hiç bir şey…
Gördüğüm her rüyada sen varsın.Ben hiç yokum. Kelpler hep karşımda,savaşacak dermanım yok.Sen başkasıylasın,ben yalnızım.Varlıkla yokluk arasında bir yerlerde arıyorum seni.Oysa ölmüş olmalıydın çoktan.Daha benim ilk yalnızlık akşamımda ölmeliydin.Bugün gibi aklımda seni ellerimle toprağa verişim.Ölmeliydin bir başkasının kollarında geçirdiğin ilk gecenin ardından,sen bende çoktan ölmeliydin.Aslında tüm sorumlusu kalbim.Seni ben ellerimle boğdum.Seni ben değil ,seni yaşatan laf anlamaz şu kalbim.Hangi ihanet bu kadar masum görülebilir,hangi ihanet tüm suçu sevene yıkabilir?
Bir girdin hayatıma,bir girdin…
Tüm saflığımla bağlandım sana.Ne kadar gerçekçi bir sevda taşıyordu yüreğin.O zamanlar tek güvendiğim sendin.Hayatıma girdin,gittin ve ben bittim.Şimdi neye inansın,kimi sevsin bu yürek kapanmaz yaraları varken?Hangi sevdaya gebe olsun,hangi hak edeni sevsin senden sonra.Sen geleceğini yıktın bir hayatın.Bir varlığın yok oluşunun sorumlusu,sen ,sen…
İçimde biriktirdiğim tüm sitemleri suratına kusmayı ne kadar isterdim.Oysa her bir şeyi senden sonra bu beyaz sayfalara kusuyorum.Sen hiç anlamadın beni kalemim kadar.Her günün doğuşunda benim gecelerim yeni başlıyor.Karanlıklar kaldı geriye senden.Bir masumu yıktın,ölüme hasret yaşatıyorsun.Sana dair ne mi kaldı?
Senden bir sevdanın acımasızlığı,senden ihanetin en yücesi,senden yalanın o çirkin yüzü,senden,senden…
Kocaman bir yalansın artık bana.İsmini duyunca kanımın beynimde patlayacak kadar sıkıştığı tek kelimesin.Her bir şeydin hiçsin,vardın yoksun,hayatımdın ölümümsün.Bırak artık hayallerimi,çek ellerini umutlarımdan,seni gömdüğüm yerde kal; unuttuğum ,benim olmadığım senin var olduğun yerde.
Böyle bir yaşama alışmaya çalışırken,hatırlatmamalı bana seni hiçbir şey.Duymamalıyım tek kelime hakkında.Esmemeli rüzgar,kokunu getirmemeli odama.Umutsuzluğum çöreklenmemeli üzerime.Güzel yarınlar kucak açmalı bana.Yıkık bir yaşam olmamalı artık bana emanet.Birini sevmeliyim sevilmeyi hak eden.Bir yaşam kurmalıyım,yeni bir sevda …
Kapalı kapılar ardından neler söylenmedi.Neler konuşulmadı aşk üzerine.Sır perdeleri kalkmadı sevda sahnesinin.
Kanlı bıçaklı,yamyam düşler kurdu aldatılan.Sevilenler güzel hayaller kurdu,gözler görmedi sevdasında kusur.Aşkın belli bir tanımı yapılamadı dünyanın kuruluşundan beri.Kimilerine anlamsız geldi.Gerçek aşkın varlığı tartışıldı yalan yanlış.Benim gibi niceleri aşka dair cümleler kurdu çok azı anlatabildi duygularını.Bazıları hiç anlamadı anlatılan samimi hisleri.
Dünyanın her yerinde kullanılan bir lisan Aşk.Her insanın belli dönemlerinde yaşadığı tabiri güç bir duygu.İnsanın diğer yarısını yaratana,şükretmesine neden olan bir durum.
Ben aşkın zoru sevdiğini düşünüyorum.”Fazla naz aşık usandırır” sözüne inat ,peşinden koşulacak kadar uğraş verdiğim bir yare hasret olduğumu söylemekte bir sakınca görmüyorum.Öyle biri olmalı ki sevilen,onu gördüğümde tüm dünyam durmalı,titremeli içim,kalbimin ritmi değişmeli,avuçlarımın içi terlemeli.Her kurduğum düşe girebilmeli,sayıklayışlarım olmalı rüyalarımda.Uzun süre ona hasret yaşatmalı beni.
Ve günün birinde nefes nefese haykırmalıyım ona aşkımı.Sevdiğim kadar sevmeli,ne benden az ne fazla.Tadında bırakmalı her şeyi.Bıkmayacağımı bildiği halde bıktırana kadar söylemeli sevdasını.Dört gözle beklemeli yokluğumda geleceğim anı.Suskunluğunda bile gözlerinden okumalıyım sevgisini.Beni sevdiği için kıskanmalıyım onu zaman zaman.
Dünyanın her bir yerinde ortak dil aşk.Lakin milyarlarca insan içinde milyarlarca karakter arasından insanın diğer yarısını bulması çok güç olmalı.Bu keşmekeş insan topluğu arasında ortak bir ruh hali bulmak…
İnsanın hayat boyu kalbinde iz bırakan aşk!
Sen olmasaydın ne olurdu halimiz?
Onsuz gelen sabahlara günaydın demek ne kadar zordur bilirim.O yokken nedenli ama nedenini bilmediğin boşluklar oluşur yüreğinde.O gitmiştir ve ardından ritmi bozuk bir kalp bırakmıştır sana armağan.Ve senin gözlerin dolar gidenin ardından.Neden sonra göz yaşların süzülür,içinin acıdığını hissedersin.Lakin “gitme,dur,sen gidersen ben ölürüm” diyemezsin.Baka kalırsın sadece gidenin ardından,nemli,ıslak,kanlı bir bakış…
Bir umut,küçükte olsa bir umut vardır içinde gidenin döneceğine dair.Oysa giden gitmiştir arkasında kocaman bir toz bulutu bırakarak.Mesafeler katmıştır seninle kendi arasına.Ve sen alışıktırsın hayatın sana oynadığı acımasız oyunlara.İşte hayatın oynadığı bir oyun daha karşında.Kalan olmak giden olmaktan zordur,bilirim.
Ve kalan, yani sen!
Kalmanın nedenli zor olduğunu bilirsin.Çekip gidenin ardından hep bir parçan eksik,hep kocaman bir yalnızsın,yarınsız bir yarımsın.Öyle bir eksik öyle bir yarım ki yaşamaksa onsuz;bir ot misali,ağaç misali duygusuz(!)
Sende yaşamaktasın onsuz.
Büyük umutlar beslersin gönül kafesinde,bir yaşamak çıkarırsın küçücük avuçlarından.Ve anlarsın yaşamak;onlu yada onsuz yaşamaktır.Giden bilmez senin yarım kalan eksik yanını…
Oysa sen!
Yalnızlığında konuşursun.Her onsuzluğu düşündüğünde beyninde kurduğun tüm kelime binalarını yıkarsın.İnsanda bitmeyen umuttur.Ve umut senin tüm şansızlığına rağmen en büyük şansındır.Yeni bir gün yeni bir umudun ışıltısı doğar göz bebeklerinden.Yeni bir gün,yeni umutlar…Yeni her bir şey unutturacaktır yada alıştıracaktır seni onsuzluğa.Çünkü gidenin bıraktığı yalnızlığı hep taze umutlar doldurur.
İnsanı umutlarıdır yaşatan,sende bilirsin bunu.Çünkü varken insanın yarınlara dair umudu,yağan yağmura,ıslak kaldırımlara,yağmur sonrası toprağa bakıp içlenmezsin.Kırmazsın kırgınlığına sebep olmayan insanları,havaya küfürler savurmazsın kızgınlığında.
Çünkü umut,
çünkü yaşamak;
yalnızda olsa yaşamaktır(!)
Sözde biten sevgiler,özde de bitebilse,kalanlarda gidenlere inat unutabilse…Zor belki çok güç.Ne kadar unuttum desende,hatta nefret dahi etsen de,yüreğinde gidenin bıçak izi vardır.Ve o yara sürekli kanar,kanar…Ne kadar “Alıştım ben onsuzluğa” desende içinde kocaman ateşler yanar,yanar…
Ve bilir geride yarım kalan yürek.
Gidenle beraber harcanmıştır birlikte geçen saatler,edilen yeminler ve o büyük olduğu kadar küçültülen aşka dair tüm sözler.İliklerine kadar işlemiş bir sevdadan arta kalan,son bir umut her zaman vardır.Ve kalan bilir.”Yaşamanın sevmek,sevmenin ümit etmek olduğunu.”
Usul usul,
sessiz ve sakin,
sevmeye devam eder…
Not:Katkılarından dolayı Mehtap Yıldız’a Sonsuz Teşekkürler…
Yine anneler günü ve yine mesafeler öteden sesleniyorum sana.Küçüklüğümde memleketimin dağlarından papatyalar toplar,yaptığım bir buketle koşardım sana.Sen açardın kollarını.Minicik vücudumu şefkatinle sarmalardın.Ben dünyanın tüm güzelliklerini,cennetin tüm kokularını sende bulurdum.Derince çekerdim içerime kokunu…
Sen o zamanlar bildiğim tek doğru,sevdiğim tek insandın.Titreyerek tutardın ellerimi,bir yerim incinse senin canın yanardı.Ağlardın…Bir bilsen,sensiz varlığımla yokluğum belirsiz,sensiz bir hiçim,sensiz,sensiz ben….
Kim bilir rahminde atan kalp atışlarım sende nasıl bir teessür yaratırdı.Ve ben onca bekleyişten sonra geldiğimde dünyaya kim bilir ne kadar mutlu olmuştun…Beni bin bir meşakkatle ,onca ızdırap çekerek laf olsun diye doğurmadığını şimdi daha iyi anlıyorum.Seni en çok çocukluğumdan hatırlıyorum gülen yüzünle.Henüz yürüyemezken ben,sen öğrettin yürümeyi.Ve ben tüm haylazlığımla kaçmaya başladım senden.Elime aldığım rengarenk kalemlerle çizerdim duvarlarını tüm evin.Sen gülümseyen gözlerle kızardın bana.”Okuyacak benim oğlum” derdin.İşte ilk yazmayı da evimizin duvarlarında öğrendim.Ve şimdi bu sarı saman kağıdına seni yazıyorum anne…Giydirdiğin temiz elbiseleri,benim için ördüğün kazakları çamurdan yaptığım evlerin çamuruyla kirlettim. .
İlk kez okula başladığım günü hatırlar mısın anne!
Nasılda korkardım senden ayrılmaktan.Okula kadar benimle gelirdin.Yetmezdi bana,aynı sıraya seninle oturmayı isterdim.Sen giderdin ben ağlardım anne…
Büyüttün sevginle,seninle boy ölçüşeceğim kadar.Yeri geldi kızdın.Bazen en yakın dostum,bazen sırdaşım oldun.Zaman zaman güldük ve hatta üzüldükte…Ve yıllar akıp geçti,ben seni daha çok sevdim anne…
Ah çocukluğum!
O saf duygularımın olduğu billur dönem.Ne çabuk akıp gitti avuçlarımın arasından.Nasıl tutamadım,neden büyüdüm ki anne? Ben doğalı çok oldu anne.Zaten bunu sadece sen bilirsin.Hiç kimse sevmedi senin kadar beni ve bende hiç kimseyi sevmedim senin kadar…
Senin ninnilerin büyüttü beni.İlk musikiyi senin sesinden dinledim.Ve ağlamak,sevmek,hayat,insan nedir,anne nedir sen öğrettin.sen benim ilk öğretmenim,sen benim her şeyimdin.
Ve ben
Ve ben anne!
Seni hangi kelimelere sığdırayım ki.Seni hangi kelime hangi sözcük anlatabilir ki dilim ve kalemim acizken…Oysa milyonlarca güzel söz söylenebilir hakkında.Ama ne kadar,ne kadar aciz güç,ben sana seni anlatamıyorum…
Seni seviyorum anne!
Bildiğim tek doğru:
Seni seviyorum…
Aşkta verilen tüm sözler yalan,yalandır edilen onca yeminler;”senden vazgeçmem,senin için ölürüm..”daha bir çok şey yalan(!)Yalan ben sana ölürüm demeler…
Duyguların doruk noktasında edilen onca yemin basit bir sözden öte gidemiyor.Bir kaç saat önce ağlayan bir ses tonuyla “seviyorum” diyen biri,bir vakit sonra ardına bakmadan ve hatta hakaretlerle dolu bir cümleyle terk edebiliyor seni.Yazık oysa sen tüm saflığınla inanmıştın ona ve hakikaten sevmiştin de.Lakin tek bir cümlesi bile seni öldürmeye yetecek kadar ağır.Bir terk edilişin son sözü eritiyor vicdanını…Seviyesiz(!)…
Ve sen bir gece daha uykusuz kalıyorsun,bir gece daha akıyor göz yaşların yastığına onun için…Ve neden sonra,düşünüyorsun “neden beni seçti ki,yaralamak için onca varlık arasından neden beni seçti?”
Sen kendini gecenin bir vakti paralarken büyük olasılıkla o en derin uykularında kaygısız uyuyordur.Sen zaten basit biriydin onun için ve zaten üzülen kendini harabeden de sadece sensin.En çokta “ben onun düşündüğü gibi biri değilim” diye bir ah çekiyorsun.Ve hatta “ben onunla özdeşleşmek için nelerden vazgeçmedim ki” diyorsun.Bir takım kuralları var hayatın ve herkes kendi doğrularını yaşarken,senin doğrularının bir önemi kalmıyor.
Şimdiye dek kime güvenip sevdiysen her biri kendine olan inancından,güveninden bir parça alıp götürdü.Ve bak sen yine bir başınasın.Senin “seviyeni” sorgulayacak kadar ağır sözlere maruz kaldığın bir aşkta,karşındakinin seviyesini de bir bakıma görüyorsun(!)
Sen yitirdiğin güveni tekrar kazanmak için çok denedin yeni aşkını.Kuşkuların oldu sustun,zaman zaman güvenmediğin oldu zamana bıraktın.Sınavların oldu bol bol onu denemek için.Ve onun bir cümlesi yetti senin tüm suskunluğuna.Evet sen seviyeni seviyesiz bir başlangıçla zaten kaybetmiştin(!)Bir yatakta kimsesiz uyurken ve onca söylemek istediğin söz varken susuyorsun ve susmalısında…
Yıllar önce karşılaşıp çok sevdiğin,sonradan kaybettiğin bir hayalin peşindesin hala.Gerçek hayatta olmayacak bir sevda arıyorsun.Bu son kanıtıydı yalancı aşkların…Seni incitip kıranlara inat ve kendi seviyen bir çoğundan üstünken sen yolunda devam etmelisin.Çok sevmediğin ama gerçekten sevildiğin bir kalbi beklemelisin bundan sonra.
Biliyorsun,unutma!
“çok seversen birini genelde daha az sevilirsin ve en fazla üzülende sen olursun” Ve şimdiye kadar hep böyle oldu,sen daha çok sevdin.
Yankılanıyor bir söz kulaklarında “hepiniz aynısınız” Ve sen tüm gücünle haykırıyorsun “ne yazık ki sizlerde aynısınız”.Sonra kızıyorsun kendine: sevmeyecektim,hani yeminliydim,tekrar neden sevdim ki birini?
Bu bizim miladımız olsun diye kaç tarih belirledin kim bilir kaç kişiyle…Ve her biri bir gününü çaldı,bir şeylerini aldı senden.Sevmelere küstün.Tam yeni bir milada yakın,yeni bir sevdanın heyecanını yaşıyordun ki daha önce hiç duymadığın bir kaba sözle yıktı dünyanı…Oysa anlaşıldığını sandığın,dönülmez yeminler ettiğiniz bir sevdaydı başlangıçta.Şimdi geriye ondan kalan “sefil yalanlar” var(!)
Bu yazdıkların “büyük sevdanın küçük ajandasından bir sayfaydı” ve zaten o ajandanın bir çok sayfası da daha önce bir çokları tarafından karalanmıştı.Artık yeni bir aşka nefret,geçmişine acıyan gözlerle bakıyorsun.Yarın yeni bir gün ve belki yeni umutlara gebe…Sen olasılıkla eski yaşantına döneceksin,üç beş günlük sevdalar yaşayacaksın,takmayacaksın hiçbir kadını…Zor değil seni seven ama sevmediğin onca kalbe belki de artık geri dönmelisin. “Seviyelerin” kimin tarafından belirlendiğini bilmediğin bu dünyada “o çok seviyeli” değer verdiğin ama karşılığında hakaret gördüğün o insana inat yaşamalısın…
Ve onun tek kelimeyle belirlediği kendi seviyesine inat, sen kendine yakışır,dostane:
“Her şey gönlünce olsun,hak ettiğin kadar mutlu olman dileklerimle” diye biten bir mesaj iletmelisin.Verdiğiniz sözden o dönmüş olsa da “sen” ayrılsak bile dostça ayrılacağız dediğin gibi sözünü tutmalı,biten bir sevdayı kalp kırmadan kalbine gömmelisin…
Sevgili!
sen
Şimdi sadece bir tanıdık,eski bir arkadaşsın.
Ve ben!
Şimdi sadece uzaklardan seslenen tanıdık bir sesim,senin için.
Bu gece ağrıyor bütün uzuvlarım,bir yerlerde bir parçam kaybolmuş,bir şeylerim eksik…Bu vakit ki gece yarısı,tüm yorganı çekmişken üzerime,üşüyorum. bilemezsin…Bilemezsin sabahı dört gözle bekliyorum…
Yalnızlığını,yalnız bir terkedilmişin,tüm benliğimle hissediyorum.Sen en yakın yüzdün yüzüme.Ben ki seninle aşacaktım tüm çıkmazlarını hayatın.Ve ben ki hiç eğilmedim bir sevdanın dizlerine.Diz çökmek şimdiye kadar girmedi sözlüğüme…Bak eğildim yalvarıyorum,gitme(!) Sızım sızım sızlıyor kalbim.Hayret daha önce hiç bu kadar üzülmemiştim.Seninle çözülecekti kalbimin iç örgüsü,ben seninle yeniden dünyaya gelecektim…
Sıradan bir isim değildin dilimde,ben seni sevdim…Ahını almışım meğer sevmelerin.Meğer benim düşlerim ipotek olunmuş,parsellenmiş hayatta mutluluk adına ne varsa…Fani adımlarla yürüdüğüm hayatın armağanıymış bana terk edilmeler.
Sen o kapıyı kapamasaydın üzerime,koşarak gelecektim sana.Ve mesafeler öteden öpecektim anlını,bir anne şefkatiyle…Biliyorum;sen duymayacaksın yankılanan sesimi.Kapattığın kapılar ardından güleceksin,belki çok üzüleceksin kim bilir(?)Kapamasaydın tüm kapıları üzerime;ben iki kez karar verip iki kere sözümden dönmeyecektim
İçimdeki yetimin ölüsü defnediliyor kalbime açtığın kabire.Sen şimdi yok sayıyorsun beni ve bende ki seni.Sevdiğin halde gidiyorsun basitçe.Artık korkma;kalbe bırakılan bir kor varsa sönmez ki sönmeyecek!
Ah!
Yer yüzünde görüp gönül bağladığım her şey.Kopuyorsunuz bütün bütün benden…Sırça köşkün,bedbaht beyi,hiçbir güzellik cezb etmiyor artık beni.
İyi geceler tüm sabahlarıma,bir yalnızın sevdası,
kısır artık mutluluğa…
Çok değil kısa bir süre önce yoktun,sen ve ben birbirimizden habersiz yaşadığımızı sanıyorduk.Önceleri misafirdin kalbimde sonra içten içe konakladın.Yeni bir aşkın ilk tomurcuğu filizlendi zamanla.Bulutlardan düşen yağmur damlaları gibi çöreklendin içime,seni sevdim.Ve şimdi mutluluklara tomurcuk açıyor kalbim.
Her seni düşünüşümde daha bir güzelleşiyor hayat…Rüzgar uzaklardan getiriyor kokunu odama.Saçlarının kokusu,yağmur sonrası toprak kokusu kadar hoş fakat tarifi mümkün olmayacak kadar özel. Sen nefesimin mutluluğa dönüşen suretisin.Yokluğunda hayalin yanımda,gölgen hep benimle beraber…
Ve gülüşün şekli yüreğimi eriten gamzelerinle bütünleşiyor.O an gamzelerine gömülmek istiyorum.Bilemezsin ben sensiz her gün,her an ölüyorum…Şimdilerde içimdeki tüm umut kırıntılarını senin küçücük bir tebessümüne yüklüyorum.Seni sevmek nefes almak kadar ihtiyacım,her nefeste seni daha çok seviyorum.Önceleri tek bendim.Şimdi kırık iki parçaya ayrılmış bir kitabeyim;ki bir parçam sensin.İkimizi birleştirmeden alın yazımızdan bir mana çıkarmak imkansız…Sen veya ben yok,artık bir bütünüz,biz olduk.Bütün bulutlara sana dair sevdamı yükledim,üzerine sağanak sağanak yağsın diye.Bütün rüzgarlar aşkımızı taşıyor.Yarınlara dair tüm umutlarımı senin gamzelerine gömdüm,her gülüşünde ortaya çıksın diye…
Ve yıllar sonra seni yeni gördüm.Geçmişte ki yokluğuna isyanım,şimdi varlığınla sevince dönüşüyor.Kurduğum cümleler ismini haykırıyor.Rüyalarımın başrolünde sen.Karanlık gecelerime inat aydınlatıyorsun dünyamı.En değerli varlığım sensin,dünyanın en zengini benim.
Artık aynalarda yarınlara umutla bakabiliyorum.Buz tutmuş kalbim sıcaklığınla yumuşarken,ben senle yeni bir sevdaya gebeyim…Sevgimi anlatmaktan acizim,kalemim sayfalara izah edemiyor bendeki senlik duyguları.Ne demeliyim ki sana, seni hangi kelime anlatabilir, hangi kalıba sığabilirsin ki? Tuttum yüreğime oturttum seni, katışıksız bir sevdayla sevdim. Her bir şeyi aldım ayaklarımın altına, başımın üzerinde tahtın var senin.
Neden gözlerim bunca yıl gereksiz şeyleri görmüş, yüreğim onca yıl sensiz kalmış? Dünya boşuna dönmüş, baharda çiçekler sebepsiz açmış, kır çiçekleri açmadan solmuş. Meğer benim senden önceki hayatım bir masalmış.
Her şeyi unutmalı, her bir şeyi… Tüm kapıları açmalı sana,.Tutmalı ellerinden,yürümeli yarınlara…Dudağına bir buse kondurmalı,kıskandırmalı can taşıyan bütün varlıkları.Mesela bir tarih yazmalı,adını “sen” koymalı…Leyla-mecnun kıskanmalı sevdamızı.Aşkımız destan olmalı,milletler sahiplenmeli,eşi benzeri olmayan bir birliktelik olmalı.Taç mahal bile sönük kalmalı içimizde kurduğumuz sevgi yapıtından.
Ayın Hilal’e dönüştüğü bir akşam, aynı noktaya bakmalıyız. Hilal yıldızıyla bütünleşmeli. Gökyüzündeki mahyalarda “seviyoruz” yazmalı. Bir ressam “sevmek” adlı bir tablo çizmeli, bu tablo sen olmalısın. Bir ceylan özgürlüğe koşmalı. Bülbüller sana dair şarkılar söylemeli. Gözlerin güneşin ışıklarını sönük bırakırken, kirpik okların yüreğimi kanatmalı.
Sevdam!
Sana nasıl anlatmalıyım sevdamı? Seninle tek vücut yaşıyorken, beni sensiz bırakma! Tüm mesafelere inat, geceleri aynı yastığa baş koyuyor, aynı hayali yaşıyoruz. Biliyor musun az önce sana vermesi için kanatlarına kalbimi emanet ettiğim bir güvecin uçurdum. Avuçlarına senin için kasılan bir yürek bırakacak. Onu koru, onu sev. Ve unutma ki o kalp onu sevdiğin sürece avuçlarında yaşayacak…
Sonsuzluğuma, sonsuz sevgilerle…
Ben sana çocukluğumdan vurgunum.Seni büyüttüm içimde,ben büyürken sen olgunlaştın,sen büyürken içimde ben küçüldüm.Hüzün akşamlarında senin hayaline sarılıp uyudum.Tüm çıkmaz sokakları sensiz yürüdüm.
Kalbimin her atışında,senli musikilerin tınısı titretirdi içimi.Öksüz bir sevgiydi tatlı acısıyla benliğimi saran…Sustum,suskunluğun hükümdar olduğu kalp senin için çarptı hep gizlice.Susarak,gizleyerek geçirdiğim yılların ardından patlamaya hazır duygularım sende yankısız kaldı… Ben sana çocukluğumdan vurgunum!
Kalbe hüküm veremiyor akıl.Kendi başına bir saltanat kurmuş bu yürek.Yastığımın altına sakladığım hayallerim kayboldu zamanla.Sen vardın ben yoktum yada ben yoktum sen hep vardın.Hatırı sayılır bir mecnun olamadım.Hiç bir sabah benim olmadı lakin her karanlık gece benimdi.Sanırım sensiz nefes alabilmem için,hayati damarlarımdan birini dişlerimle koparmalıyım.
Ben sana çocukluğumdan vurgunum!
Okuduğum hiç bir şiir,yaşadığım aşkı tarif etmiyor.Hiç bir film gerçekçi değil gönül dünyamda.Tüm şiddetiyle kavuruyor sevdan,çiziklerle dolu kalbimi.
Bilirsin seni çocukluğumdan beri severim,hatırı sayılır saf bir aşkla.Lakin korkarım,söyleyemem. Kimi sevdiysem öldü,
kimsevdiyse öldüm.
Bari sen ölme!
Seninle doğuyor yeni bir hikaye.Yazıkki sensiz bitiyor.Saçlarında sonbahar kokusu var,gözlerin ışık saçıyor dünyama.Sen şimdi karanlıkları bırakıyorsun bana ardından.
Kalmak gitmekten zor.Hep gidenler oldu hayatından kalan hep bendim.Zor kavuşan ellerimiz ne kadar da kolay ayrıldı.
Daha önce beni üzmeyen bu şarkılar şimdi neyiniz değişti ki gönlüme sonbahar yağmurları yağıyor.Ya siz sesi ufkumu açan bülbüller neyin matemini tutuyorsunuz?
iki genç aşık tanıdım,bir birini seven iki genç aşık…
Yaban ağrılar taşıyan yürekleri seviyordu.İtiraf edilen aşk sözcükleri yetersiz kalıyordu kavuşmalarına.Genç ve arzulu,çılgın olduğu kadar ürkek,seven ama korkunç korkuları olan iki sevdalı tanıdım.Adam geçmişin sakat bıraktığı yüreğiyle beceremiyordu sevmeyi,sevdalardan yana şanssızlığınn farkındaydı…
Hep aşık olduğunu sanmıştı fakat hiç olmamıştı da.”Ya yine aşık değilsem,bu duygularımda sahteyse” düşüncesi kemiriyordu karmakarışık beynini.Evet bir gülüşüne vurgundu,kadının bir tek anlamlı bakışı,içini yakıyordu.Ama yetmiyordu hiç bir silgi geçmişi tamamıyle silmeye.
Ve kadın korkuyordu bağlanmaktan.Tekrar incine bilmek kaygısını derinden hissediyordu.Bir biri için kasılan iki saf kalp tanıdım.Her atışında garip bir sızı hisseden iki buruk kalp…
Sevdalarını haykıran iki gönül vardı,seven ama kavuşmak istemeyen iki gönül(!)Yıpranmş benlikleri onarılamayan,çıplak yanlızlığın koynunda iki genç…
Kapılar ardında geçmişin geleceği süpüren hataları bekliyordu.İnsan yüzüne çıkmamış kaygıları peşindeydi kadının.Kimseye veremediği sevgisi yüreğini yakıyordu.Seviyordu sevmesine ya terkedilmek ihtimali tüm başlangıçların önüne geçiyordu.
Mesafeler engel değildi adam için.”Seven kalpler oldukça uzaklar yakın olurdu”.Lakin adam seviyor muydu(?) Bu sorunun yanıtını arıyordu,bir türlü çalışmayan mantığından.Geçmişte yaşadığı gibi aşklar yaşamak istemeyen bir adam ve bağlanmaktan korkan bir kadın tanıdım ben.Solup giden sevdalardan yakınan,seven ama bağlanmaktan korkan iki tertemiz yürek bilirim.
Ayrı şehirlerde yaşayan,kaplarinde “kavuşamayız” yazılı pankartlar asılı,söylemesi zor ama belkide hiç kavuşamayacak iki insan gördüm…
Göz yaşlarıyla ıslanan bir adam ve korkunç korkulara sahip bir kadın:
Bu sizin hikayeniz,kısa fakat içten tüm kavuşamayan sevdaların hikayesi.Gördüm,tanıdım ve sizi yazıyorum…
Seviyordum seni vene yazık kisönmedi bu aşk tamamıyla içimde.Hep sevgimin seni üzeceğinden korktum,istemezdim üzülmeni,üzemezdim de…
Ve öyle de oldu üzmedim seni sessizce umutsuzca,gizlice sevdim.
Yüreğimin çırası hep yandı sönmeden.İçim yandı sen bilmiyordun başkaları da öyle.Ürkek,kıskanç veher an üzgün bir tablo çiziyordubenliğim.Seviyordu seni kalbim,dilim hep suskundu.İçimde yangınlar oluyordu,ben yanıyordum.Sensekim bilir hangi alemde yaşıyordun. Öyle içten öyle candan bir sevgiydi işte benim ki.Senin ne hissettiğini dahi bilmeden sevdim,sevdim…
Korkak bir sevdaydı ,yıkılmak istemeyen bir kalp korkuyordu reddedilmekten.Kaçamak bakışlarım takip ediyordu seni.Sen varlığımdan habersizken ben sensiz yok oluşlardaydım…
Benim sensiz olan hiçbir hayalim yokken,sen bende sonsuzluğum,her şeyimken belki de ben senin için hiç bir şeydim…
Ah neler düşünüyorum ben!
Kurtulmalıyımiçimde kikörebe oynayan bu olumsuz duygulardan…
Kuruntularım oluyorsun sık sık beni üzen.Bardağın dolu tarafı falan kalmadı gözümde.Olumsuzluklar çevrelemiş mantık denen kör kuyuyu.Acı çekmeyi severbiri haline geldi hayatım.Sevdam üzerine kurulu çürük halatlar üzerinde yürüyorum.Biliyorum ki bitmeyecek suskunluğum.Belki senbenim olmayacaksın hiç.Ben hep dilsiz,sense hep sağır kalacaksın…
Başka kollar saracak seni.Kim bilir belkisevmeyeceksinkimseyi.Belki de sende seveceksin beni kim bilir.Olur mu dersin?
Uzaktan uzağa bakışlarım oluyorsun sadece bakabildiğim dokunamadığım. Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak… Seni uzaktan sevmek ne kadar zor bir bilsen,bir bilsen ne kadar acı çektiğimi.sensiz ne kadar yalnızım…
Şimdiye dek hep hayaldeki sevgiliye yazıldı bu duygular.Gerçekleştiğinde gerçek olduğunda sus pus oldu bu yürek.Konuşmaktan aciz oldu dilim.Acıya gebe bir kalp taşıyorum senden sonra.Belki de sen benim için bir dönüm noktasısın.Ve bu sevda belki de hep saklı kalacak içimde bir yerlerde.
Kim bilir belki bu yürek seni hep senden habersiz sevecektir,karşılık beklemeden çıkarsız ve bir o kadar da aciz…
Hep seni görür gibi gözlerim geçtiğin yollarda silinmeyen ayak izlerin var ve ben o izleri takip ediyorum.Bir suçmuş gibi sevmek,seni gördüğümde yanaklarım alev alev oluyor,utanıyorum.Seni senden habersiz,gizlice sevmek utandırıyor beni.Sana dair o kadar giz var ki çözemediğim.Misal sen hangi kitapları severek okursun.Kim veya ne kızdırır seni,kimlerle gezer,ne tür filmler izlersin ve daha bir çok şey var merak ettiğim.sevdiğin şeyleri sevmeli nefret ettiklerinden nefret etmeliyim.Ağlayışına ortak olmalı güldüğünde gülebilmeliyim.Dünyaya senin gözlerinde bakmayı ne kadar isterdim.Bana baktığında ne düşündüğünü bilmek.Kurduğun düşlerin küçükte olsa bir yerinde bulunana bilmek.Hiç olmasa bir cümlede dudaklarının arasında fısıltı olmak…
Ah papatyam,kır çiçeğim!
Sen hangi mevsimlerden,hangi topraklardan kopup geldin ve ben seni neden bunca zaman sonra sevdim…
Nerelerdeydin ne alemdeydin?Hayalinle konuşmaktan öteye geçemedi bu yürek,yüzüne sevda haykırışları yapamadı bu dilim.Göz yaşlarım boğar oldu beni.Geceleri yalnızlığıma sarılır oldum.İçsel haykırışlarım sana ulaşmayacak.Ben kendime haykıracağım sevdamı sen bilmeyeceksin seni ne kadar sevdiğimi. Ne zor bu suskunluk,ne zor yakınımda dururken sen,sana dokunamamak…Bu sessizliğim ne zamana kadar devam edecek.Hiç konuşmayacak mıyım seninle?Sen başka ağızlardan sevildiğini duyarken ben söyleyebilecek miyim seni sevdiğimi…Yoksa sende hep kaybettiklerimden mi olacaksın ya da hiç kazanamadıklarımdan?
Uyumalıyım,sana en yakın olduğum anlar hayallerim oluyor.Düşlerimde sende bana aşıksın,sende seviyorsun.Uyandığımda yine yalnızım…Sen benim hislerimden yoksun,benim varlığımdan habersiz yaşıyorsun.Ben seni içime hapsettim orda benimlesin.Senin saçların,gözlerin,gülüşün kaplıyor tüm dünyamı.Ben seninle yaşıyorum,senden gizli…
Ah papatyam son yaprağın seni seviyorum olmalı,olmalı ki kalbime çullanan bu sensizlik son bulsun…Ne zaman farkına varacaksın seni ne kadar çok sevdiğimin ne zaman seninle bir cümleyi aynı anda söyleyeceğiz…Yüreğimde her geçen gün kabaran bu sevda senin gözlerinde ne zaman büyüyecek?Görebilecek duyabilecek miyim senin de beni sevdiğini?Yoksa hep saklı gizli mi kalacak bu sevda içimde?Sen fark edebilecek misin bir gün beni?
Ey gönlümün derinliklerinde kalan saklı sevdam!
Sen şimdi muhtemelen uyuyorsun.Rüyalarına girmeyi ne çok isterdim.Sense çıkmıyorsun aklımdan ve hiç çıkacak gibi de gözükmüyorsun.Duymayacaksın bu fısıltıyı lakin yinede söylemeliyim:
seni seviyorum,
seviyorum seni…
Yar hiçbir mahkumiyet,unutulmak kadar acı değil.Hiç bir acı sensizlik kadar zor değil. Beni öldürmek için silaha ihtiyacın yoktu,beni içinde çoktan öldürmüşsün meğer.Senin uğruna heba ettiğim ömrüme karşın,senin tarafından öldürülmek ne kadar acı bilemezsin Bense hep seni bekleyerek akşamı sabaha,sabahı akşama katıyorum.
Duvarlar arasında mahkum olmaktan öte senin gönlünde hapis olmayı isterdim.Lakin sen beni sensizliğe mahkum ettin.Etrafımı çevreleyen kalın taş duvarları yıktın üzerime.
Uğruna harcadığım onca yılın acısı yaralamazken,beni unutmuşluğun yakıyor yüreğimi.Duvarlar ardında kim bilir nasıldır yaşam?Biz ise sadece hayal ediyoruz.Parmaklıklar ardından gelen kuş sesleri…
Ah kuşlar sizler benden özgürsünüz!
Sizden biri olmayı,ne kadar isterdim kanat çırpmayı çok uzaklara,dünyaya tepeden bakmayı,o daldan diğerine konmayı…Kalın duvarlar ardında güneşin sıcaklığına muhtaç,yalnızlığında bolca üşüyen bir mahpusum şimdi.Oysa bir zamanlar deli dolu uçardı benimde gönlüm oysa bende özgürdüm.Sizler gibi derinden çekerdim temiz havasını memleketin.
En büyük zevklerimdendi sahilde sesiyle beni mest eden dalgaları izlemek.
Ya şimdi?
Yıllardan günlerden habersiz,her gün aynı yaşam.Yaşamak demekse eğer yaşıyoruz ottan farksız.
İnsan duvarlar ardında yalnızlığın,sevmenin ve unutulmanın ne demek olduğunu çok iyi anlıyor.Gözler hep arıyor sevdiklerini,uğruna ölmeyi göze aldıklarını anıyor yalnızlık refakat ediyor.Sağ yanın boş,sol yanın kimsesiz,geceleri uykusuz,hep hayal aleminde yaşıyoruz emanet gibi…
Emaneten yaşıyoruz sevdiğim!
Herkesin terk ettiği bir dünyada,hep terk edilen oluyor mahpusun hali.Ve bir dosta,bir yare hasret bekliyor Azrail’ini…
Bir diğer mahpusun sazından dinliyor perişan olmuşların türküsünü.Elde kağıt kalem,dertleşir kendi benliğiyle.Bir selam,bekliyor dost düşman fark etmeksizin.Sen bilmezsin vefasız yar soğuk parmaklık demirleri ardında yaşayan,cehennemi dünyada yaşayan mahkumun halini.Duvarlara kazılı kimsesiz kalmışların sessiz kalmış seslerini okuyamazsın.Baharda açan çiçeklerin kokusuna,ılık esen rüzgarın verdiği ferahlığa muhtaç olan bilir.Sen tadarken dünya nimetlerini umarsız,bir paket sigaraya yapmayacak şey bırak-mayan insanlar tanıyorum ben…
Sorma!
Suçlar gözlerle bakma,kaderin cilvesinde eriyen bu insanlara!
Aralarında ölmeyi fazlasıyla hak edenler olduğu gibi, kaderin zorla sürüklediği insanlarda mevcut…
Dünyanın en kötü yerlerinden;bu hapishane denen yerler.İnsanın en acınacak durumlarından biri;bu mahkumiyet.
Verilen hüküm doğrultusunda geçirirsin yılları,sonrası malum çıkarsın duvarlar ardından.Gök yüzünün tüm mavisine fazlaca bakar,temiz havayı çekersin ciğerlerine.Geçmişin lekesi bırakmaz peşini.Hep suçlayan gözler karşılar seni yolda parkta,sokakta…
“Şimdi nerdedir benim uğruna öldüğüm yar.Canımı adadığım acep yokluğumda ne yapmaktadır,ne alemdedir.Uykusuz geceleri oluyor mu onunda? “diyerek geçen zamanın ardından.Eskilerde kalan,geçmişe gömülen olur mahkum.Biri uğruna feda edilen ömür yine biri tarafından yok edilir…İçsel bir ses dökülür dudaklardan:
“Sana değer miydi bir ömür vermek
Kim bilir belki…”
Bilirim bu sevdanın adı yok.Gidişinle uzak şehirlerin hiç karşılaşmamış iki insanı gibiyiz.
Ve bilirim hiçbir sigaranın eski tadı yok…
Ölüme inat bir yaşam bizimkisi,bilirim çekilecek yanı yok.Hiç güzel yanı kalmadı hayatın bilirim sensiz yaşamanın bir manası yok.
Ardından bakan yaşlı gözler uğurladı seni.Karlar yağdı yine gönül bahçesine.Bir sevdadan geriye edilmiş sözler kaldı.Söylenmemiş yeminler oldu dudaklarda.Bir şehir geceler yaşadı gündüzlere hasret.güneş hiç gülümsemedi,fırtınalar seslendi dağlara…
Yıllar akıp geçti su misali ve sürükledi bir yalnızı uzaklara.Gökkuşağının yedi rengi kızıla döndü.Bu şehre kar yağdı,kalan son ayak izinde yok oldu.Şehre kar yağdı soğuk soğuk,buz tuttu sevdalar.Vedalara da alıştırdın giderken.Belki mecburdun belki hiç istemedin gitmeyi fakat gittin..
Benimle birlikte şehrin loş ışıkları uğurladı seni.Bir ben birde sen ağladın,yağan kara inat.Bana arkandan el sallamak düştü,bir kış gecesi,yağan karın altında,alışkını olduğum…
Geleceğin planları suya düştü,geçmişi özlemlerle anar olduk ayrılırken.Oysa seven oysa ayrılmak istemeyen iki insan biz…
Hangi kaza kurşunu kopardı kenetlenmiş ellerimizi,hangi beddua kabul oldu,kimin ahını aldık?
Artık bir Pazar günü benimle karşılaşmayacaksın bu şehirde.Sen gittin ya bu şehir hep kış mevsimi yaşayacak.Sen şimdi taze doldurulmuş bir bardak su vermeyeceksin bana.Günler daha bir sıradanlaşacak yokluğunda.Bu şair ruhlu adam bir daha almayacak eline kağıt kalem.Tüm şairaneliği sendin,gittin ve bir şair öldü…
Issız bir limandı gönül,uçsuz bucaksız duygular besliyordu aşka.Bir kamyon sevda taşıyordu uzaklara,emanet.Kör topal yürüyordu sokakta,yalnız bir kadın.Çocuğun biri feleğin çarkına inat döndürüyordu topacını.Eski zamanlardan bir şarkı çalıyordu radyoda:
“Hani o bırakıp giderken seni
Bu öksüz tavrını takmayacaktın
Alnına koyarken veda busesi
Yüzüme bu türlü bakmayacaktın.”
Bulutlar ihanetine ağlıyordu bir adamın.Ve bir kadın deli gibi değil bütün mantığıyla seviyordu ihanet eden adamı.Önce ıssız limanın son gemisi battı gönül deryasına yavaşça,kaybolarak.Sonra sevda yüklü kamyon devrildi,taşıdığı sevda döküldü yollara.Topaç son turunu attı,feleğin çarkı daha bir hızla döndü.Renkleri soldu hayatın.Son yaprakta koptu dalından istemeyerek.Radyoda hep ayrılık şarkıları çalmaya başladı.Yalnız kadın daha bir yalnız hissetti kalabalık sokakta kendini.Ve adam yeni bir aşkın mutluluğunu yaşıyordu.Terk edilenin kalbi acıyordu,terk eden yeni bir başlangıçla mutluydu.Bir sevda adamda ölmüş,genç kadında hala yaşıyordu.Birinin baharları başlıyordu,diğeri kara kışın tam ortasındaydı.Adam için tatlıydı hayat,yaşıyordu tüm mutluluklarını.Genç kadınsa yaşadığının farkındalığında olmadan herkesin sebeplendiği havayı soluyordu.
Talih kuşu hep talihlinin başına konuyordu.Hak etmeyen seviliyordu,hak eden hep yalnızdı.Güneş iyi-kötü ayrımı yapmaksızın herkese saçıyordu ışıklarını.Sevda bir kor ateşti ve yalnız birini yakıyordu.Ve devran böyle sürüp giderken,bir aşk ölüyor,bir başkası doğuyordu.Bazılarına hayat hep güzeldi,gülümsemek gerekiyordu her şeye inat.Fakat gülemiyordu özgürlüğe hasret bir mahkum,duvarlar ardından.Zıtlıklarla dolu dünyada sevmek,sevilmemek oluyordu yalnız,genç kadının hali.Akışına bırakmak olmuyordu hayatı kadere inat yaşayan biri için.
Birileri hep bir umutla gözlüyordu yolları,giden sevgilinin dönüşüne hasret.Gidenler gelmiyordu.Umut garibanın aşıydı ve tükenmiyordu.
Hayat bir tiyatroydu baş rolleri hep terk eden oynuyor,fedai ise terk edilen oluyordu.
En çok kadını ölüme yakın bir hasta anlıyordu.Bir çiçekti terk edilen kadın ve terk edenin avuçlarında her geçen gün soluyordu…
Ademle Havva’dan kalan ayrılık mıdır,yoksa kaybolan bir yalnızlık mıdır bana senden kalan?Tamamlanmadan dudaklarda kalan bir sözcük müdür bana söylemeye çalıştığın?
Geceyi vagonlara sığdırmak,tüm uykularımı sollamaksa niyetin,başardın solladın uykularımı.Yastığımın altında,baş ucumda biriktirdiğim çocukluktan kalma hayallerimi de götürdün giderken.
Senden sonra dinleyen olmadı okuduğum şiirleri,kimseye dostumla başlayan bir cümle kuramadım.Seni anladığım kadar anlamadım bir insanı ve onlarda beni…Alışkanlıklarım ölmedi,sen öldüğün halde.Olmadığını bildiğim halde varmışsın gibi davranmak ve bir an duraksayıp öldüğünü düşünmek,ne kadar zor bir bilsen yada hiç bilme,sen.
Boğazıma dizilen demir lokmalar oluyorsun.Son günlerde adını duymak bile yakıyor içimi.Dışa yansımayan,içime akan göz yaşlarım oluyorsun.
Faturalarda kalan ismin ve bende kalan vesikalık resminle seni yaşatmaya çalışmak,mezarındaki gülleri soldurmamak için verilen çaba,sık sık kabrine gelip sana hal hatır sorma…Sürekli uğraşlarımı oluşturmaya başladı senden sonra.
Galiba her geçen gün biraz daha yaklaştırıyor beni sana ya da seni bana.Ruhum çıkmadı henüz bedenimden.Yaşadığı belli olmayan bir can taşıyorum,emanet.Bana senden arta kalan taşınması güç bir acı,kabusa benzer bir yaşam ve senin sıcaklığına hasret bir yürek…
Perdeleri iniyor hayallerin,gerçekler çıkıyor ortaya,öldüğünü haykıran yüzler kesiyor yollarımı…Sana geldiğim limanlarda hep fırtınalar var.Karlar yağıyor baharlarıma.Sensiz çıktığım her yolculuk,kendimden kaçmaya yetmiyor.Bazen bir şiir oluyorsun dudaklarımda,devamı gelmeyen sözlerim oluyorsun,yutkunuyorum.Bir boşlukta haykırışım oluyorsun,”nerdesin?” diye başlayan haykırışımı bir ben duyuyorum,sen duymuyorsun.Zaman zaman kapım çalınıyor,koşar adım açıyorum.Herkes geliyor bir sen gelmiyorsun.Bu kaçıncı mektup sana yazdığım,cevabı gelmeyen,cevapsız kalan…Ne kadar sürecek bu sensizlikle dolu günler.Ben ne zamana kadar bir dosta hasret sokaklara bakacağım.“Bekleme o gelmez “diyenlere inat gelemez misin? Yoksa bir yol göster bana sana varmam için.Ben çıkayım yola,sana kavuşmak,dosta kavuşmak uğruna.Tüketeyim ya yol beni ya ben yolu…
İnsanın yaradılışıyla başladı sözcüklerin gücü.Herkes dünyanın var oluşundan beri birçok şey söyledi ama herkes güzel cümleler kullanamadı bir kadına. Her kadın anlayamadı sözlerin gücünü.Bazıları çok sevdi,hak etmediği mutluluklar yaşadı bazıları sevda üstüne.Büyük bir çoğunluğuysa hep sevdi ama sevilmedi.
Gerçekten seven anlayabildi sevgilinin değerini,sorgusuz tutuldu bir kadına erkeğin biri.Fakat kadın,bilmedi sevenin kıymetini.Gülüşleri oldu birçoğunun, birçoğu güldü kadınların.Fakat her erkek o gülümseme için bir ömür vermedi.
Ve sen,sen gözlerindeki meşaleyle insanı ışığına tutsak eden sevimli kız:
Sana bakan gözler benim gördüğümü görmedi sende.sana benim gözümle kimse bakmadı.
Sen bile yabancıyken sana,göremezken sende ki seni,bir ben gördüm ,bir ben anladım.Uzaksın bana,bendeki duygulardan yoksun,kendi halinde ve bir o kadar dabiçare…
Sana seni anlatıyorum.Kendini anladığın kadar anlamalısın ve kendini sevdiğin kadar sevmelisin beni.Ben anlayabildiğin kadar yanındayım,anlayamadığın kadar erişilmez.sevdiğin kadar seviyorum seni,nefret ettiğin kadar nefretimsin.Bak dinle,gözümdeki seni anlatıyorum bu beyaz sayfaya,siyah kurşun kalemle.
Kişiliğinin tüm gizemi gülüşünde saklı.Bir tebessümün tüm benliğinin anahtarı.Gülüşünle aydınlanır içindeki karanlıklar.gözlerin canlı canlı bakar güldüğünde.Gülüşün bir çocuk masumiyeti,ezilmiş bir insanınruh hali,içi dışı aynı bir kadın vedaha bir çok güzel şey ifade eder bende.Gülen gözlerle bakarsın sevdiğinde,nefretinle alevlenir gözlerin.Suskunluğunda bile bir başka güzelsin.Herkes için değilse de benim için özelsin.
Bilirsin,imkansızısever hep insan.Sever sevilmez,ister istenmez.Hep arar insan diğer yarısını,bulur mu bilinmez.Her insan hak etmez sevilmeyi hatta sevmeyi bile.Sen fazlasıyla hak ediyorsun.Gülüşün bir insanı çekimine katmayı fazlasıyla hak ediyor
Sana dair söylenmesi gereken onca şey varken kalem kalemin seni yazmaktan aciz,benliğim sana tutuklu.Her şeyi fazlasıylahak ediyorsun,sevilmeyi bile…
Yine sen geldin aklıma yine öldüm yüz kere bin kere daha.Ölümünün üzerinden tam dört mevsim geçti.Ağaçların canlandığı,yer yüzünün gülümsediği bir mevsimdi.Çok gençtin,çok erken terk ettin bizleri,çok erken…
Hayallerin vardı toz pembe,umutla baktığın bir hayatın ve daha bir çok şey kaldı isteyip de yapamadığın.On dokuz yaşında su misali bir kızdın,bir fidanın en genç haliydin.Adın Buket’ti.
Benim en iyi dostumdun,severdik bir birimizi hem de çok…Neyini beğenmedin bu hayatın,hangi yanı seni çok üzdü?Biliyorum Buket çekilecek yanı da yok hayatın.Özellikle benim için senin gibi birini kaybettikten sonra çekilecek yanı kalmadı bu yaşamın.Resimlerde kaldı.Sadece resimlerde artık tüm o günler.Unutması imkansız anılarla doluydu dostluğumuz.Lisenin en sevimli kızıydın en tatlısı…Gülüşümü çok severdin yoksun ya gittin ya hani bu alemden,artık gülmeyi unuttum Buket.Eskisi gibi olmuyor gülüşlerim eskisi gibi sebepsiz gülemiyorum.Ağlayışlarım ağır basıyor,içimi ıslatan göz yaşlarım oluyor sık sık.Yokluğunda bir dosta hasret bekleyişlerim oluyor.Her bekleyişimde sana daha çok yaklaşıyorum.Geçen zaman ölüme yaklaştırırken beni ,bende sana yaklaşıyorum.Bizim kavuşmamız ahrete kaldı.Şimdi sensiz bir yanım boş,bir yanım hep eksik.Doldurulması imkansız kuyular açtın gönlümde.Bazen nefretim oluyorsun,kızıyorum bu zamansız veda etmeden gidişine.Sebepleri olmalı bizlerden ayrılışının.Düştüğün halin çıkılmaz bir yanı olmalı.İnsan ölürken bile bir dava uğrunda ölmeye çalışmalı.Özellikle kendi canının katili olmamalı.
Sana senin ardın dan seni anlatmak ne kadarda zormuş.Seni bu beyaz kağıda yazmak ne kadar güç.Dostluğun tanımını senden öğrendim ve gidişinle özlemenin ne kadar acı verdiğini yaşatarak öğretiyorsun.Ardında hep seni özleyen bir kalp bıraktın ve sanırım yaşadığı sürece de özlemeye devam edecek.Derin uykularında rahat uyu Buket.Zaman Ufuk’a seni daha çok özlemeyi öğretiyor.İyi ki tanımışım seni iyi ki hala yaşıyorsun kalbimde dostum
Adını dahi duyunca tüyleri diken diken eden bir durum, bedenin buz, ruhun bir kuş hali “ÖLÜM”…Yaşam, kıyasıya bir mücadele; ölüm ise bu mücadelenin kaybedilmiş, sesin sessizliğe, hareketin imkânsızlığa dönüştüğü hal.
Biz insanlar,sonu ölüm olan bu yaşam savaşının sonsuzluk kahramanıyız.Akıbetimizin ölüm olduğu şu dünyada neleri unutmuyoruz ki?Bir birimizi çıkarlarımız doğrultusunda üzüyor,güçsüzleri eziyoruz.“Her şey bir insanı sevmekle başlar” tabiri sadece sözde kalıyor.Sevgiyle başlayan muhabbetimiz nefretimizle sona eriyor.Sık sık insanları anlamadığımızdan,anlaşılamadığımızdan yakınıyoruz.Ne acı ki bir insanı anlamak için gerekeni yapmıyoruz.Sürekli empati kurduğumuzu düşünüyor fakat kurmaya çalıştığımız empatiyi doğru bulmuyor,daha doğrusu kendi doğrularımızdan başka doğru görmüyoruz.Durum böyle olunca herkes yanlış,biz doğru oluyoruz.Oysa ne kadar zor olsa da bir insanı anlamak,en azından anlamak için gereken uğraşı vermek bir çok yanlışın yok olmasına sebep olmaz mı?…
“Yaşamakla birdir ölüm” peki her adım atışımız ölüme biraz daha yaklaşmaksa her geçen gün yaklaştığımız,vakit dolduğunda girdabına kapılacağımız ölüm bizi neden uslandırmaz? Neden arkamızda birçok kırık kalp bırakıyoruz.Neden her an kapımızda bekleyen ölüm varken insanları sömürürüz.Kaldırdığımız cenazeler, ölümü hatırlatan hastalıklar ve daha birçok şey… Hiç mi hatırlatmaz ölümü bize?Aslında hatırlatır fakat bir anlıktır musibetlerin etkisi.Kısa bir süre sonra unuturuz her şeyi.Geride unutulmayan, kırılan kalplerdir.İnsan kalbini kıran, onu üzen insanı unutamaz.Çünkü kırılan kalplere yama vurulmaz kalp kırılmıştır.Ölüm her an peşimizdedir.Azrail’in nefesi ensemizi yakar.Ne zaman öleceğini dahi bilmeyen insan, birçok yüreği öldürür.Bir gün Azrail keskin kılıcını geçirir boğazımıza, hayat kısa film kareleri halinde hızla geçer gözlerimizin önünden… Pişmanlık duymak için dahi zamanımız yoktur. Ruhumuz ayrılırken vücuttan, bizde ayrılırız bütün dünyalıklarımızdan.Kırdığımız kalpler taşır naşımızı omuzlarında. Sesin çıkmadığı bir durumdur ölüm. Bir teşekkür etmek bile imkânsızdır toprağın altına çürürken beden, biz birkaç metre altındayken toprağın akışına devam eder dünya.Toprakta kırdığımız kalp parçaları batar vücudumuza…
Biz insanlar cam kırıklarıyla dolu hayat yolunun neferleri! Gerçek şu ki; öleceğiz kalp kırmak niye? İyi bir insan olarak anılmak için, sevgiyle dolu bir yaşam için kimseyi üzmeyelim. Henüz nefes alırken “ÖZÜR” dileyebilelim.
Ha üç gün önce ha beş gün sonra
Geldiğin gibi gidişin.
Nereye gittiyse anan baban
Peşinden kardeşin.